Çaresizlere Çareler

0
289

Üniversiteyi kazanamadıysanız: Seneye çok iyi hazırlanıp cidden istediğiniz bölüme girme iştahınız, azminiz, kararlılığınız, zamanınız, imkânınız varsa ne âlâ! Titiz çalışmayla hedefinize ulaşabilirsiniz. Eğitim her zaman artı değerdir. Aksi halde bu düşünceyle daha fazla oyalanmayın. Ömür kısa, yapılacak işler çok… Üniversite çok iyi ama her şey değil. Sevdiğiniz bir mesleğin sertifikalı eğitimini alın, ardından da o alanda marka olmuş bir şirkette 3 yıl çalıştıktan sonra kendi işinizi kurun.

Bazı sebeplerle eğitiminiz engelleniyorsa: Bunun psikolojik yıkımıyla yelkenleri indirmeyin. Bir an evvel uyanın, silkinin, sıçrayın ve kendinize gelin. “Kendimi nasıl geliştirebilirim?” sorusunun cevabına odaklanın. Yani köşe taşı olmaya bakın. Böyle bir kaliteyi yakalarsanız, sizi keşfedecek bir Mimar Sinan mutlaka çıkacaktır. Unutmayın: Köşe taşı yerde durmaz.

Problemli bir evlilik yaşıyorsanız: Hayallerinizdeki eşe göre değil, mevcut eşinize göre hayatınızı düzenleyin. Bu hanım veya bey olmazsa başka bir hanımın veya beyin başka problemleri olacaktır. Bundan sonrakinin daha felâket biri çıkmayacağı ne mâlûm? Üstelik somut bir gerekçeniz olmadan, incir çekirdeğini bile doldurmayacak şeyler yüzünden boşanırsanız şefkat tokatlarına müstahak olursunuz. İlk eşinizin ufak tefek problemlerine tahammül edin ki, daha büyük sıkıntılarla karşılaşmayasınız. Her zaman ilk geri adım atan siz olun, habbeyi kubbe yapmayın, eşinizin kıymetini bilin, silginiz büyük olsun. Son çare: Eşinize problem çıkarma hakkı tanıyın.

Aile büyüklerinizle iletişim problemi yaşıyorsanız: Bir gün siz de aile büyüğü olacaksınız ve şu anda büyüklerinize nasıl bir tutum sergiliyorsanız ileride öyle bir manzarayla karşılaşacaksınız. Ne ekerseniz, onu biçersiniz. Men dakka, dukka; yani “Eden, bulur” Aile büyüklerinizin size ters görünen bazı davranışları olabilir, onlar sizin iyiliğinizi düşünürler. Bugün haksızlık dediğiniz birçok şeye ileride hak vereceksiniz. Büyüklerinize saygısızlık etmeyin, onları sükûnetle dinleyin, gönüllerini alın. Ulu sözü dinlemeyen, ulur. Bir de unutmayın ki: Büyüklerinizin kalbini kırarsanız, onları üzerseniz siz daha fazla üzülürsünüz. En iyisi, kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın, işi daha da karmaşıklaştırmayın. Ana-babanın duası da, bedduası da çok etkilidir; geri çevrilmez. Şayet ille de kendi kararınızın gerçekleşmesini istiyorsanız, bunu mutlaka başka bir büyüğünüzün tensibiyle (uygun görmesiyle) ve onunla istişare ederek yapın. Çocuklar ve gençler daha çok nefislerinin, heva ve isteklerinin esiri olurlar, tuzaklarına düşerler.

Kendi işinizi kurmak istiyorsanız: Önce o işin çilesini çekin, çekirdekten yetişin. Sonra marka olmuş bir şirkette 3 yıl çalışın. Gerekli maddî ve manevî sermayeye ulaşınca yapmayı düşündüğünüz işin “ilginç, orijinal, faydalı” bir yanım belirleyin. Ya hiç kimsenin yapmadığı bir işi yapın ya da herkesin yaptığı bir işi herkesten daha iyi yapın. İşiniz baskın yeteneğinize uygun olsun, yani zevk alarak çalışacağınız bir işle uğraşın. Türkiye’de ortaklıklar yürümüyor genellikle, bu yüzden mümkünse müstakil hareket ederseniz daha iyi olabilir. Sizden daha akıllı ve tecrübeli insanlardan oluşan bir ekiple yola çıkın. İşinize artı değer katın; “Kazan, kazanayım!” felsefesiyle hareket edin. Elemanlarınızı birinci müşterileriniz olarak görün. Dilinize ve öfkenize hakim olun.

Üniversitede kalmayı düşünüyorsanız: Türk üniversiteleri maalesef ideal bir manzara arzetmiyor; bu yüzden dünyada ilk 100’e, 200’e, 300’e, 400’e girebilmiş bir üniversitemiz yok. Nobel Ödülü’nü Hak getire! Üniversitelere özgür olmayan, kapalı, yetersiz, dedikodu merkezli, herkesin birbirinin kuyusunu kazmaya çalıştığı, akademisyenliğe sığmayan bir hava hakim…

Profesörlerin yerini prosıfırlar almış… Akademik kariyerler “intihal” lerle sağlanıyor, bilimsel hırsızlık had safhada… “Biz böyle değiliz!” diyenler genellikle bazı menfaatlerini düşünüyorlardır. Bir odada pasif, pısırık, cansız, heyecansız, etkisiz, yetkisiz, verimsiz şekilde saatler geçirmeye tahammül edemeyen bir fıtrata sahipseniz üniversite asla size göre değil. Bu işi dünyaca meşhur, hakikaten bilim adamı yetiştiren üniversitelerde yapmak istiyorsanız elbette buyurun, gidin. Aksi halde Türkiye’de YÖK bulunduğu, zihniyet değişmediği, sistem düzelmediği sürece bilim adamı yerine “filim adamı” olursunuz! Tabiî, hiçbir film yönetmeninin size rol vermek istemeyeceği işsiz güçsüz bir filim adamı. (Not: Bu yorum en iyimser bir gözlükle bakılarak yapılmıştır. Gerçekler çok daha büyük vehamet arzetmektedir.)

İyi bir eğitimci olmak istiyorsanız: Öncelikle çok iyi eğitimler almalı, sürahiyi kaliteli şeylerle doldurmalısınız. Sürahide ne varsa, bardağa o boşalır. Hitabet ve diksiyon, anlayarak hızlı okuma, beyin ve hafıza eğitimlerini mutlaka almalısınız. İnsanları tutuşturabilmek için kendinizin tutuşmuş olmanız şarttır; tutuşmayan, tutuşturamaz. İnsanların ilgisini çekecek şeyleri içine kaliteli ve yerinde mizah serpiştirilmiş üslûpla anlatırsanız dinleyiciniz çok olur; dahası etkileyiciliğiniz artar. Beden dilinize, sesi kullanış şeklinize, kelime ve kavram haznenizin doluluğuna bağlı birçok şey…

Zamanınızı yönetemiyorsanız: Kendinizi yönetemiyorsunuz demektir. Kendini yönetmenin anahtarı, plân yapmaktır. Plân yazdı, mantıklı, uygulanabilir olmalıdır. Her gün plâna ayıracağınız 5 dakika size saatler kazandıracaktır. Uykunuzu, dilinizi, yeme içme faaliyetlerinizi kontrol altına alın. Size özel prensipler belirleyin ve bunları tavizsiz uygulayın.

Aşkla, meşkle başınız dertteyse: Muhabbetinize akıl katın. Çünkü akıl katılmamış muhabbetler inşam akıl hastanesine götürür. Önüne çıkan her güzele, yakışıklıya kafayı takan kişi zayıf iradeli ve çapsız demektir. Bundan kurtulmak istiyorsanız kendinize büyük hedefler koyun, bir ideale kilitlenin, boyunuzu aşan sorumluluklar alın. İşsiz güçsüz bir adamın âşık olmaktan başka işi olmaz. Hem kendisi zarar eder, hem de muhatabın geleceğiyle oynar. Âşık olmayın demiyoruz, diyemeyiz; fakat sonuçsuz, zaman kaybı ve psikolojik yıkımlara sürükleyen şıpsevdi türünden aşklara “aşk” demek bu güzel kelimeye haksızlıktır.

Eş seçiminde problem yaşıyorsanız: Evlilik yapmakla evcilik oynamayı birbirine karıştırmayın. Hayat arkadaşınız karakterinizle uyumlu, frekanslarınızın örtüştüğü biri olmalı… Eşinizi iyi ve doğru karakterize edin. “ 40 günde doyulur, güzel huyluya 40 yılda doyulmaz” demiş 3 bin yıl öncesinden Konfüçyüs… Fazla yüz göz olduğunuz kimselerle evlenmeyin. Eş seçiminde ağır ağır acele edin. Huri ve gılman aramayın, onlar (nasip olursa) cennettedir. Yapmanız gereken, mevcut alternatifler arasında içinize en çok sinen birinde karar kılmaktır. Mükemmele odaklanırsanız, mezarlıklar sizin gibi bekleyenlerle doludur. Kendisiyle barışık, yalnızken mutlu ve küçük şeylerle huzurlu olabilen eş size dünyada da küçük bir cennet yaşatır. Aradığınızı bulmak istiyorsanız, aranan kişi olmalısınız. Son karan siz verin, cennete varan mutlu beraberliği hedefleyin.

İşinizi büyütmek istiyorsanız: “Daha farklı neler yapabilirim?” sorusunun cevabına odaklanın. Herkes gibi yaparsanız sıradanlaşırsınız, işiniz sizi tam tatmin edecek boyutlara ulaşmaz. Büyümek için yurtdışını görün, yerli ve yabancı fuarlara katılın, ustalardan ustalığı öğrenin, beyin fırtınaları yapın, iyi bir gözlemci olun. En önemlisi, ihracatı keşfedin. İnsanların şikâyetlerini, itirazlarım, illâllah dedikleri hususları ele alıp giderirseniz herkes size yönelir, kısa sürede büyürsünüz.

Halktan biri olarak kalıcı başarılara imza atmak istiyor ama ne yapacağınızı kestiremiyorsanız: Önemli bir eğitimciyi, yazan, şahsiyeti bulunduğunuz yere davet edin; bir salonda eğitim programlayın. Bu organizasyon sizi geliştirecek, yeni hamlelere itecektir. Ayrıca bir ürünün veya hizmetin ilçe, il, bölge, ülke vs. temsilcisi olabilirsiniz.

Kaynaklar
Genç Beyin

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu yazınız!
Lütfen isminizi buraya giriniz